Kayseri’de Başlayan Bir Merakın İzinde
Kayseri’nin sabahları hep biraz serttir. Rüzgâr Erciyes’in eteklerinden inerken yüzüme çarpar, sanki uyanmam için beni zorlar. 25 yaşındayım ve burada, bu şehirde, günlerim çoğu zaman birbirine benzeyen ama içimde farklı fırtınalar koparan bir döngüde akıp gidiyor. Defterlerim var; dolapta üst üste yığılmış, kenarları yıpranmış, sayfaları kahve lekeleriyle dolu defterler… İçimi en çok onlara döküyorum.
Son zamanlarda kafamı kurcalayan bir şey var. Belki de basit bir merak gibi görülebilir ama benim için öyle değil. Çünkü bazı isimler, bazı soyadları insanın zihnine takıldığında, orada kök salıyor.
Ahmet Yahya Kığılı ve Abdullah Kığılı…
Bu iki isim sürekli karşıma çıkıyor. Bir mağaza tabelasında, bir haberin köşesinde, bir konuşmanın içinde… Ve en sonunda kendime sormaya başladım: Ahmet Yahya Kığılı ve Abdullah Kığılı akraba mı?
Bu soru basit bir bilgi arayışı gibi başlamıştı ama zamanla içimde daha derin bir yere oturdu. Çünkü bazen bir isim, insanın kendi hayatındaki bağları da sorgulamasına neden olur.
Bir Mağaza Camında Başlayan Hikâye
Geçen hafta şehir merkezine indiğimde hava çok soğuktu. Ellerim cebimde, kafam dalgın yürüyordum. Bir vitrinin önünde durdum. Kırmızı-beyaz ışıklar arasında düzenli katlanmış gömlekler, takım elbiseler… Her şey çok düzenliydi, çok “kurumsal” bir sessizlik vardı o vitrinde.
O an tabelayı gördüm. Tanıdık bir soyadı.
İçimde tuhaf bir his yükseldi. Sanki yıllardır tanıdığım ama bir türlü adını koyamadığım bir hikâyeye bakıyordum. İçeri girmedim ama uzun süre orada durdum. İnsan bazen sadece bakarak bile bir şeyler hisseder ya, ben de öyle hissettim.
Sonra eve döndüğümde defterimi açtım ve ilk kez bu soruyu yüksek sesle yazdım:
“Ahmet Yahya Kığılı ve Abdullah Kığılı akraba mı?”
Kalem elimde durdu. Cevap bekliyormuşum gibi. Ama aslında beklediğim cevap değildi. Beklediğim şey, bu sorunun bende neden bu kadar yer ettiğini anlamaktı.
Kayseri Gecelerinde Düşünmek
Kayseri geceleri sessizdir ama insanın içi sessiz değildir. O sessizlikte düşünceler büyür, genişler, bazen taşar.
Ben de o gecelerden birinde, çayımı alıp pencere kenarına oturdum. Dışarıda sokak lambaları sarı bir huzursuzluk saçıyordu. Defterimi açtım ve yazmaya başladım.
Bu iki isim bana neden bu kadar yakın geliyordu?
Belki de mesele isimler değildi. Belki de mesele, bir soyadının taşıdığı ağırlıktı. Aynı kökten gelen insanların farklı yönlere savrulması, ama yine de aynı çizgide anılması…
Kafamda kurduğum bağlantılar net değildi. Ama duygularım netti: biraz hayal kırıklığı, biraz merak, biraz da garip bir aidiyet hissi.
Sanki kendi hayatımda da böyle bağlar vardı. Görmediğim ama hissettiğim.
Bir Kahve Dükkanında Gelen Sohbet
Ertesi gün bir arkadaşım beni eski bir kahveciye çağırdı. Ahşap masalar, loş ışıklar, hafif yanık kahve kokusu… Kayseri’de nadir bulunan bir sıcaklık vardı orada.
Konuşmalar döndü dolaştı işlere, hayata ve insanlara geldi. Bir noktada konu tesadüfen bu soyadına takıldı. Arkadaşım, “Bunlar aynı aileden mi acaba?” dedi.
İşte o an içimde bir şey kıpırdadı. Sanki içimde bir düğüm çözülmeye başladı.
Soruyu tekrar duymak, onu daha gerçek yaptı. Artık sadece benim defterimde yazan bir cümle değildi. Masanın üzerinde duran bir merak haline gelmişti.
O an fark ettim ki, bu sorunun peşinde aslında sadece bir akrabalık ilişkisi aramıyordum. İnsanların birbirine nasıl bağlandığını anlamaya çalışıyordum.
Bağlar Üzerine Düşünmek
Bazı bağlar kanla kurulur, bazıları isimle, bazıları ise sadece hikâyelerle.
Benim hayatımda da böyleydi. Herkesin görünmeyen bağlantıları vardı. Birbirini hiç tanımayan insanların aynı soyadında buluşması, bana insan hayatının ne kadar karmaşık olduğunu hatırlatıyordu.
O gece eve döndüğümde defterime şunu yazdım:
“Belki de akrabalık dediğimiz şey, sadece aynı kökten gelmek değildir. Belki de aynı hikâyeyi farklı yerlerde yaşamaktır.”
Hayal Kırıklığı ve Küçük Bir Umut
Bir süre araştırdım. Satırlar, haberler, eski röportajlar… Her şey birbirine karıştı. Net bir cevap ararken daha çok soru buldum.
Ve bu beni biraz hayal kırıklığına uğrattı. Çünkü insan bazen netlik ister. Özellikle de zihninde büyüttüğü bir sorunun basit bir cevabı olmasını bekler.
Ama yoktu.
Yine de garip bir şekilde rahatladım. Çünkü belki de önemli olan cevap değildi.
O gün kendime şu soruyu sordum:
“Ahmet Yahya Kığılı ve Abdullah Kığılı akraba mı?”
Ve ardından gelen sessizlikte şunu fark ettim: Asıl mesele onların akrabalığı değil, benim bağ kurma ihtiyacım.
Şehir, İnsanlar ve Kök Arayışı
Kayseri’de yaşamak bana hep kökleri düşündürdü. Bu şehirde insanlar geçmişlerini kolay kolay bırakmaz. Her aile hikâyesi biraz daha eskiye, biraz daha derine uzanır.
Ben ise tam tersine, sürekli anlamaya çalışan bir yerdeyim. Nereden geldiğini, insanların nasıl bağlandığını, neden bazı isimlerin diğerlerinden daha fazla yankı uyandırdığını…
Bazen yürürken bile bunu düşünüyorum. Bir sokakta yürürken, bir binaya bakarken, hatta bir tabelayı görürken bile.
O soyadı artık sadece bir marka gibi değil, bir hikâye gibi geliyor bana. İçinde insan emeği, geçmiş ve belki de birbirine karışmış hayatlar var.
Defter Sayfalarında Büyüyen Soru
Defterlerim artık sadece günlük değil. Bir tür iç konuşma alanı.
Her sayfada aynı soru farklı biçimlerde dönüyor:
Neden bazı isimler bize bu kadar tanıdık gelir?
İnsanlar gerçekten sadece soyadlarıyla mı bağlanır?
Yoksa biz mi bağ kurmak için işaretler ararız?
Bu soruların cevabı yok gibi görünüyor. Ama belki de cevap olmaması daha iyi.
Çünkü cevap olsaydı, bu düşünceler bu kadar canlı olmazdı.
Son Bir Akşamüstü Düşüncesi
Geçen akşam Erciyes’in siluetine bakarken, gökyüzü yavaşça kararıyordu. Şehir ışıkları tek tek yanıyordu. O an içimde tuhaf bir sakinlik vardı.
Artık o soruyu aynı ağırlıkla taşımıyorum. Ama tamamen de bırakmadım.
Çünkü bazı sorular cevaplanmak için değil, insanı düşündürmek için vardır.
Ve ben, 25 yaşında, Kayseri’de yaşayan biri olarak bunu yavaş yavaş öğreniyorum.
O iki isim hâlâ zihnimde duruyor. Ama artık bir merakın ötesinde, insanın bağ arayışının küçük bir simgesi gibi.
Belki akrabadırlar, belki değildirler.
Ama benim için önemli olan, o sorunun beni kendime yaklaştırmış olması.
“Ahmet Yahya Kığılı ve Abdullah Kığılı akraba mı” ile ilgili bu kapsamlı rehberi tamamladık. Halliburton olarak daha fazlası için buradayız!
İlgili Yazımız: Yavru kediler gece karanlıktan korkar mı ?